Kazalar

Kazalar

Memleketimizin en can yakıcı dertlerinden birisi, trafik derdidir.

Türkiye, 25 yıldır terörle mücadele eder, bu sürede can verenlerin sayısı 30 bin civarındadır.

Bu çok büyük bir rakamdır. Buna bakıp, evlere düşen ateş bakımından ne kadar hayıflanılsa yeridir.

Ama diyelim 25 yıllık sürede trafikte verilen can yekunu, bu rakamların belki on mislidir.

Yaz gelir, bayramlar gelir, şehirler arası seyahatler artar ve haberler kan gölüne döner.

Yollara savrulmuş genç bedenler…

Türkiye sık sık evlere dolan ve anaların, babaların yüreğine ateş düşüren bu manzaralara mahkum mu?

“Mahkum değil” demek bir şeyi çözmüyor.

Çünkü bu manzaraların ardı arkası kesilmiyor.

Bu hükümet son 7 yıl içinde gerçekten bir yol devrimi yaptı. Duble yollar Anadolu’nun bir çok yerini, bir tür otoban imkanına kavuşturdu.

Ama kazalar yine bitmiyor.

Ankara’ya doğru seyir halinde, TEM otoyolunda 10 genç kızın canına mal olan kazaya ne demeli?

Yolsa yol, trafik işaretleriyse trafik işaretleri… geriye ne kalıyor?

İnsan.

Problemli insan.

Direksiyona geçince, arkasında can taşıdığını unutan insan.

Kendi canını unutan insan.

Kendini unutan insan.

Buna ne diyoruz?

Direksiyonda canavarlaşma diyoruz.

Farkındayız veya değiliz, direksiyona geçince bütün edinilmiş şahsiyet özelliklerini unutuyoruz ve devreye, içimizdeki vahşi damarlar giriyor.

En uysalımız, agresifleşiyor.

Yola çıkarken kendi kendine söz verenlerimiz bile, yolda seyrederken, trafikteki canavarlık düzenine uyum arzetmeye başlıyor.

Şöyle diyorum ben:

-Ahirette, mahşer ortamında herkesin eline bir trafik dosyası tutuşturulacak. Orada, ihlal edilen kul haklarının yekunu bulunacak.

-Haksız şerit değiştirdin, kaynama yaptın, kırmızı ışıkta geçtin, hız ihlalinde bulundun, kaldırımda yürüyen insanın üzerine çamur sıçrattın, kaldırıma parkedip yayaların geçişini engelledin, başkasının arabasına sürtünüp kaçtın, çarptığın motosikletin sahibini veya yayayı orada bırakıp kayıplara karıştın, korna çaldın otomobildeki bebeleri uyandırdın, bayan sürücüyü sıkıştırdın, direksiyonuna oturduğun TIR’la, minibüsün üzerine yürüdün…. Daha sayayım mı?

Neler yapmıyornuz ki…

Ve bunları biz, hep kesemize kalır düşüncesiyle yapmaktayız.

Trafik bir insan meşheri…

Bana göre insan kalitesinin en iyi sorgulandığı alan trafik.

Orada kısa çıkarlar, uzun çıkarlar ve bunlar karşısında insan psikolojisinin geçirdiği savrulma… hep sınavdan geçiyor…

Ve biz, toplum olarak, bu insan meşherinde çok iyi bir görüntü vermiyoruz.

Müsamahakar değiliz.

Başkasının hakkına saygılı değiliz.

Olgun değiliz.

Bağışlayıcı değiliz.

Sabırlı değiliz.

En küçük çıkar zedelenmesinde öfkelenmeye, parlamaya hazırız.

Demek ki, teenni sahibi değiliz.

Benim bu “Değiliz” diye saydığım şeylerin tamamı, aslında güzel bir Müslüman kişiliğinin özellikleri…

Bizim peygamberimiz, “yiğit kişi, güreşte rakibini yenen değil, öfkelendiği zaman öfkesini yenendir” buyuruyor.

Hadi hepimiz bir öfke testinden geçelim bakalım, ne kadarımız kalıyor, ne kadarımız sınıfta çakıyor.

Trafik böyle bir sınavdan geçiriyor insanları…

Bir yazı okumuştum. Şöyle deniyordu:

Önünüzde seyir halinde bulunan ve size yol vermesi için sıkıştırdığınız, zaman zaman korna çalarak rahatsız ettiğiniz kişi, ya çok sevdiğiniz, gönülden bağlı olduğunuz bir insanı taşıyorsa… Yine de aynı şeyleri yapar mıydınız?

Doğru bir soru. Önde habire sıkıştırdığınız otomobili kullanan bayan ya sizin kızınız veya eşiniz ise…

Bunu yaptığınıza utanmaz mıydınız?

Düşünmeyiz bunları…

İnsan günahı işlerken, derim ben, hep karlı çıkacağını düşünür, başkasının da kendisine karşı günah işleyip, hukukunu çiğneyeceğini aklına getirmez.

Trafikte günahı çoğaltırsanız, bir gün kendi yakınlarınıza karşı da günah işleyebilirsiniz, demek bu.

Onun için, trafikte bir insani eğitim için seferber olmalıyız, diyorum ben.

Sürücü kursları, yapabilir mi, bilmiyorum ama, direksiyon hakimiyetini, motor bilgisini öğrettiği kadar, insanlık kıvamını pekiştirmeyi, içimizdeki canavarı dizginleme becerisini de sağlamalı.

Değilse…

Ağla ağla, Türkiye’de anaların, babaların gözlerindeki yaşlar kurudu.

Beni direksiyon başında dinleyen dostlarım:

Lütfen sabrı kuşanın, itidali kuşanın, hayat defterinize iyi şeyler yazdırma hassasiyetini kuşanın, ve, evlerinize tek parça olarak dönmeyi ve taşıdıklarınızın emanet olduğunu unutmayın.

 

Ahmet Taşgetiren



Yorum Yazın