İslâm’da kazâ ve kader

İslâm’da kazâ ve kader

Kader denince akla hemen insanın kaçamadığı cebrî bir kader anlayışı gelmemelidir. Kaderi; mahlûkatın yaratılış plânı, irademiz dışında başımıza gelen hâdiseler ve insanın iradî fiillerinin takdiri olmak üzere üçe ayırmak lâzımdır. Kaderin taalluk ettiği bu üç durumdur.

Mahlûkatın yaratılış plânı açısından baktığımızda kader, yaratıkların sayı, şekil vs. bakımından miktarı ve takdiridir. Bunda cebir vardır, yani yaratılış cebrî-lutfîdir. Her bir varlık kendine özgü bir şekil içinde meydana gelmektedir. İnsan dâhil hiçbir varlığın, zaman, mekân ve şekil itibariyle kendi seçimiyle varlık dünyasına çıkmadığı bir gerçektir. Bunlar, Allah’ın mutlak irâde ve takdiriyle olmaktadır. Kaderin bu taalluku, hem “Allah her şeyi yaratmış ve her birine muayyen bir nizam vererek mukadderâtını tayin etmiştir.” (Furkân Sûresi, 2) mealindeki âyette hem de “Allah gökleri ve yeri yaratmadan elli bin sene evvel mahlûkatın kaderini tayin ve tespit etmiştir.” (Müslim, Kader, 16) mealindeki hadîste açıkça beyan edilmiştir.

İrademiz dışında başımıza gelen hâdiseler de cebrîdir ve biz onlara sadece maruz kalırız. Bazen onların tedbirlerini almak isteriz; fakat bu defa da başkalarına maruz kalırız. Kaderin bu taalluku da, “Yeryüzünde size isabet eden hiçbir musibet yoktur ki daha önceden bizim yazmış olduğumuz bir kitapta bulunmasın. Bu Allah için çok kolaydır.” (Hadid Sûresi, 22) mealindeki âyette ve benzeri âyetlerle açıkça belirtilmiştir. Hadîslerde de bunların Allah’ın takdiri ve yazmasıyla olduğu ifade edilmiştir. Bunu gösteren bir rivayette Abdullah b. Abbas (ra) şöyle anlatır: Bir gün Peygamber Efendimiz’in (sallallahü aleyhi ve sellem) terkisinde idim: “Ey delikanlı sana bazı sözler öğreteceğim.” buyurdu ve şunları söyledi: “Allah’ı(n emir ve yasaklarını) gözet ki, Allah da seni gözetsin. Allah’ı(n emir ve yasaklarını) gözetirsen, O’nu karşında bulursun. İsteyeceğin zaman Allah’tan iste, yardım gerektiğinde Allah’tan yardım talebinde bulun. Bil ki, ümmet sana bir hususta fayda vermek üzere toplansalar ancak Allah’ın sana yazdığı bir hususta fayda sağlayabilirler. Bir hususta zarar vermek için toplansalar, yine sadece Allah’ın senin için yazdığı bir hususta zarar verebilirler. Kalem kalkmış, sayfa kurumuştur.” (Tirmizi, Kıyame, 59).

İnsanın iradî fiillerinin takdiri anlamındaki kadere gelince bu da, ya Hz. Ömer’in anlayışında olduğu gibi Allah’ın önceden bilmesidir ki, bunda cebir yoktur. Bu bilgi ve iradenin insanı bir şeyler yapmaya zorlamadığı da unutulmamalıdır. İnsanlar programlanmış robotlar değillerdir. İnsan düşünen, kararlar veren ve almış olduğu bu kararları uygulayan bir varlıktır. Hayatın gerçekleri de bize bunu göstermektedir. Ancak insanın bütün fiilleri de, kaderin bir neticesi olup Allah’ın ilim ve irâde sıfatlarına bağlıdır. Aksi takdirde O’nun bazı şeyleri bilmediğini ve mülkünde irâde etmediği birtakım fiillerin meydana geldiğini söylemek gerekir ki bu, ulûhiyet makamı için düşünülemeyecek bir eksiklik ve âcizliktir. Şu hâlde âlemde vukû bulan iyi ve kötü bütün fiillerin, hâdiselerin Allah’ın takdiri ve dilemesiyle gerçekleştiğine inanmak gerekir.

Not: Burada yazının sadece sonuç bölümü alınmıştır. Yazının tamamına aşağıdaki bağlatıdan ulaşabilirsiniz.

Yeni Ümit – Prof. Dr. Muhit Mert – Hitit Üniv. İlâhiyat Fak. Öğrt. Üyesi



Yorum Yazın