Meleklerin kurtardığı kadın

Meleklerin kurtardığı kadın

Sadık Kabakçı evlenerek geldiği Avustralya’nın Melbourne şehrinden 2000 yılında sıla-ı rahim için memleketi Çorum’a gider. Fayans ustalığı ile geçimini sağlayan Sadık Bey, geride 6,5 ve 3,5 yaşlarında üç çocuk ve beş aylık hamile eşi Şeyma Hanım’ı bırakır; ama ne olur ne olmaz diyerek Çorum’daki ev telefonunu da oğluna yazdırır öyle gider. Memlekete gelişinin üçüncü günü Melbourne’deki komşusundan gelen bir telefonla Sadık Bey olduğu yere yığılıp kalır. Çünkü beş aylık hamile eşi beyin kanaması geçirmiş ve hastaneye kaldırılmıştır. Bu durumda Sadık Bey geçirdiği şoktan dolayı Çorum’da Devlet Hastanesi’nde, eşi de Melbourne’de St. Vincent Hastanesi’nde yatmaktadır.

Hastaneden taburcu olur olmaz ilk uçakla Melbourne’e dönen acılı Sadık Bey, ameliyat için kendisine uzatılan izin kâğıdını imzalarken durumun vahametini daha iyi anlar. Zira eşinin beyninde bir tümör teşhis edilmiştir. İki ameliyat gerekmektedir. İlk ameliyat, uyutulan Şeyma Hanım’ın beynindeki kanamayı durdurmak için yapılacaktır. Ancak doktorlar ameliyat öncesinde kürtaj yapılmasının şart olduğuna Sadık Beyi ikna etmeye çalışmaktadırlar. Beş aylık bebeğin annenin geçireceği uzun beyin ameliyatından sağ çıkma ihtimali hiç yoktur. Annesine göbek kordonundan bağlı bebeğin anneye verilen narkozdan tekrar ayılması tıbben mümkün değildir. Bebeğin kuvöze alınabileceği döneme de daha iki ay vardır. Ortada büyük bir risk vardır.

Sadık Bey çocuğunu kaybetmeye razı olmaz ve doktorlara şöyle bir teklifte bulunur: “Çocuk doğum uzmanı da beyin ameliyatına girsin. Şayet çocuk ameliyat sırasında vefat ederse hemen rahimden alınsın.” Doktorlar bunun bir işe yaramayacağından yüzde yüz emin oldukları halde acılı babaya merhamet ederek ‘Tamam!’ derler. Şeyma Hanım ameliyata girerken Sadık Bey bir taraftan duaya başlar, bir taraftan da kendine ayırılan yerden ameliyatı seyreder. Hanımına narkoz verilmesinden sonra bebeğin nabzını takip eden doktorlar dakikalar ilerledikçe hayretten hayrete girerler. Onlar “Oh my God! Oh my God!”(Yani Aman Allah’ım! Aman Allah’ım!) diyerek şaşkın şaşkın birbirlerine bakarken Sadık Bey’in ifadesi ise “Allah (cc) adeta narkozun annenin göğsünden aşağıya inmesine müsaade etmiyor.” şeklinde olur. Verilen narkozla annenin ameliyatı başlamıştır bile ama bebek hâlâ uyanıktır. Bu hal nekahet devresinde verilen narkozda bile devam etmiştir.

Ancak ameliyat sırasında Sadık Bey’in dikkatini çeken bir başka hâdise daha olmuştur. Beyaz elbiseli bir kadın -Sadık Bey onun doktor olduğunu zannetmektedir- elindeki bir şeyi ameliyat masasındaki hanımına vermeye çalışmaktadır. Ama sanki diğer doktorlardan bir türlü fırsat bulamamaktadır. Hâdiseyi dikkatle takip eden Sadık Bey İngilizcesi de yetersiz olmasından derdini anlatamaz ama o doktor hanıma yer açarak elindeki şeyi hanımına vermesine yardımcı olur.

İki ay sonra Fatma Nur bebek yedi aylıkken sezaryenle alınır. Böylece ikinci bâdire de atlatılmış olur. Bundan sonra Şeyma Hanım’ın beynindeki tümörün alınacağı ameliyatın hazırlıkları başlar.

Ameliyat öncesi Sadık Bey’e yapılacak operasyonun çok riskli, annenin sağ çıkma ihtimalinin yüzde beş, sağ çıksa bile felç olma ve kör kalma ihtimalinin çok yüksek olduğunu söyleyen doktorlar, dolayısıyla kendisine ameliyat hakkında bir brifing verilmesi gerektiğini bildirirler. Toplantı için bir randevu tarihi belirlenir hatta bir tercüman da o gün için ayarlanır. Bu arada aylardır her gün evde çocuklarına bakan Sadık Bey, günaşırı da hanımını hastanede ziyaret etmektedir. İşini gücünü bırakmış, o zamana kadarki birikimleri ile ayakta kalmaya çalışmaktadır. Geceler ise Sadık Bey’in dua tarlasıdır. Gözyaşları ile suladığı dualarını bilebildiği ayetlerin arasına katarak, toprağa düşen tohumu bile zayi etmeyen Hazreti Allah’a (cc) arz etmektedir. Bir gece saat üçe kadar devam eden uzunca bir duasını şöylece hitama erdirir: “Allah’ım biz müminlere cennette huriler vaat ediyorsun. Allah’ım benim hurilerimden bir tane eksik olsun, yeter ki hanımım kurtulsun!..” Bu, saf Anadolu çocuğunun gözü yaşlı, ihlâslı duası, niyâz ve yakarışıdır… Zorda kalanın kalbinin derinliklerinden gelen inlemeleri hiçbir zaman karşılıksız kalmaz…

Ertesi günkü hastane ziyaretinde Sadık Bey, ilk ameliyatta Şeyma Hanım’ın yanında gördüğü doktor hanımla karşılaşır. Doktor hanım, Sadık Bey’e hanımının ameliyatı ile ilgili brifing vereceğini söyler. Sadık Bey daha randevu gününün gelmediğini hatta randevu için ayarlanan tercümanın bile ortalarda olmadığını söylemesine rağmen kadın ısrar etmektedir. O sırada Şeyma Hanım’ın yakın bir arkadaşı da konuşmalara şahit olmaktadır. Hemen o yakın arkadaşı, “Ben tercümanlık yapabilirim.” diye atılır.

Bu sürpriz görüşme daha büyük müjdeleri de beraberinde getirir. Doktor hanım ameliyatı bütün incelikleri ile anlatmakla beraber Sadık Bey’e eşinin kurtulacağı haberini de verir. Hem de ne kurtulma!.. Doktor ne felçten, ne körlükten ne de sakat kalma ihtimalinden bahsetmekte, bilakis, “Senin hanımın sapasağlam ayağa kalkacak.” demektedir.

Sadık Bey’in şaşkınlığı hastaneden gelen bir telefonla daha da artacaktır. Çünkü kendisini ameliyat brifingine davet etmektedirler. Sadık Bey, “Ben brifing aldım zaten!” deyince şaşırma sırası bu sefer doktorlardadır. “Nasıl olur biz böyle bir brifing vermedik!” derler. O zaman Sadık Bey yapılacak ameliyatı en ince noktalarına kadar hanım doktorun verdiği bilgiler doğrultusunda anlatır. Doktorlar kulaklarına inanamamaktadır; zira anlatılan her şey doğrudur.

Sadık Bey’i hastaneye davet ederler, bütün personelin resimlerinin olduğu dosyayı önüne koyarlar ve o doktoru göstermesini isterler. Bütün resimleri dikkatle inceler Sadık Bey. Ama o doktorun resmi yoktur personel dosyasında. Artık her şey apaçık anlaşılmıştır.

Bundan sonra sadece müjdesi önceden verilmiş neticesi belli ameliyatın gününü beklerler. Allah’ın izni ile bir yıldan fazla hastanede kaldıktan sonra kurtulan Şeyma Hanım, St. Vincent hastanesi kayıtlarına “MELEKLERİN KURTARDIĞI HASTA” diye kaydedilir.

Bütün bunları bize anlatan Erzurumlu Murat Hocamız, devamlı telefonla Sadık Bey’le görüşerek bilgileri netleştirip tazeledi. Sadık Kabakçı ve eşi Şeyma Hanım, dört çocuğu ile beraber Avustralya’nın Melbourne şehrinde yaşamaktadır.

Abdullah Aymaz – Zaman



Toplam 2 Yorum Var

  1. Hatice diyor ki:

    Rabbim yeterki “ol” desin Rabbim ne güzel vekil ne güzel yardımcıdir

  2. Musa Özden diyor ki:

    Hey yüce ALLAH’ım.
    Sen nelere kadirsin. Şaşırmamak lazım.

Yorum Yazın